Şadıllı Köyü Forum

Şadıllı Köyü hakkında Herşey Burada..
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:18 pm

ÖNSÖZ


Belgelere, gerçek olgu ve olaylara dayalı olan bu kitap, ayrıntıları belirlemek ve konuyu yürütmek için birkaç hayali kahramana yer vermiştir. Olaylar tarihsel sıralarına bağlı kalınarak anlatılmıştır.

Sultan Reşat, İngiliz komutanına yemek verdiği sırada bir Sırplı’nın Avusturya veliahtını öldürdüğünü öğrendi. Haberle yemek ölüm sessizliğine büründü ve sona erdi. Sultan Reşat, Avusturya-Macaristan büyükelçisine başsağlığı diledi.

Bir ay sonra da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Belgrad’ı bombalayınca dünyayı bölüşmek isteyen tüm devletler bu fırsatı değerlendirdi. Osmanlı da Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın yanında savaşa girince İngiliz savaş bakanı: “Türkiye’yi yok edinceye kadar savaşacağız” açıklamasını yaptı.

17. yy.dan bu yana gerileyen Osmanlı savaştan yenik çıktı ve Mondros Mütarekesi’ni imzaladı. Antlaşmaya uygun şekilde Anadolu bölüşüldü. İstanbul ortaklaşa işgal edildi. Ayrılıkçı dernekler kuruldu. Padişah ve yandaşları kurtuluşu İngiliz himayesinde görüyorlardı. Halk savaşlar yüzünden tükenmişti. Yunanlılar tüm bunları fırsat bilerek 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıktı.

Yunanlıların Türklerle yaptığı savaşlarda aldıkları yenilgiler İngilizleri ürkütmüştü.
Bunun sonucu olarak Türk_Yunan savaşlarında İngilizler tarafsız olduklarını açıkladılar. Böylece Yunan yenilgilerinde yara almamaları sağlanacaktı. Mustafa Kemal’i “Ankara Kedisi” olarak adlandırıp verdikleriyle yetineceklerini düşünüyorlardı. Yunanlılar ise Türkleri Avrupa’dan atmak düşüncesindeydiler; ama Türkleri silahla değil bir oldubittiyle manen çökerterek sonuç alabileceklerini düşünüyorlardı. Böylece İstanbul’u işgale hazırlandılar. Bu sırada da İstanbul’da İngiliz mandasının kurtuluş çaresi olacağı ve Ankara’daki savaşta halkın iki atımlık barutunun da bittiği, İngiliz himayesiyle her şeyin çözüleceği konuşuluyordu.

İstanbul’da durum böyleyken Bekir Sami Bey’in görüşmeler cephesinde İtalyanlara tanıdığı imtiyazlar sakin geçen oturumun kapanışında tansiyonları yükseltti. Türk-Yunan savaşlarında İngiliz, Fransız ve İtalyanların tarafsız kalacağını Anadolu Ajansı açıkladı. Veli Bey hariç birçoğu haberi sevinçle karşıladı. Veli Bey’i şüphecilikle suçlayanlar daha sonra bunun bir oyun olduğunu, Veli Bey’in haklı olduğunu anlayacaklardı.

Yunan ve İngiliz toplantısında Yunan Dışişleri Bakanı savaşta kendi yanlarında değil de tarafsız olduklarını açıklamalarının nedenini sordu. Toplantı sonunda gizliden her türlü yardımı alacaklarını öğrendiğinde sevinçten gözleri parlıyordu.

Sarayda ise Vahdettin ve Tevfik Paşa yine İngiliz himayesinin öneminden ve bunun Ankara’ya kabul ettirmekten başka çare olmadığından bunu da Bekir Sami Bey ve onun gibi düşünen İngiliz severlerle gerçekleştirebileceklerini konuşuyorlardı. Tam bu konuşmaların yapıldığı sırada Bekir Sami Bey, son anlaşmaları kurul üyelerinden gizli olarak imzaladı.

Ankara’da durum ümitsizdi. Mustafa Kemal muhalifleri artıyordu. Yarı giyinmiş yarı silahlı askerlerle zafer kazanılamayacağı söyleniyordu. Mücadeleden bıkmış ve karamsarlarla Sami Bey’in anlaşmanın onaylanması lehinde kuvvetli bir akım belirdi.

Bekir Sami Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya durumu anlattı. Savaşta yenileceklerini bu yüzden barış yanlısı olmaları gerektiklerini bu yüzden barış yanlısı olmaları gerektiklerini vurgulayarak anlaşmayı neden gizlice imzaladığını açıkladı. Mustafa Kemal Paşa, Bekir Sami Bey’in boyun eğer düşüncesinin tersine sükunetle durumu anlattı, savaş yanlısı olmadığını ama bağımsızlık için yapılması gerekenin yapılacağını ve artık hükümet dışında kendisiyle arkadaşlık edeceğini, imzaladığı antlaşmanın reddedilmesi tavsiyesiyle hükümete götüreceğini belirtti.

İşgal olayları, galiplerin saygısızlığı, Yunanlıların vahşeti gibi nedenlerle İstanbullular, Anadolu için olan her şeye destek veriyorlardı. Böylece İstanbul’daki cephaneleri, silahları Anadolu’ya kaçırmak, haber toplamak, yardım etmek için gizli gruplar, dernekler, birlikler kuruluyordu. Bunun yanında bu örgütlerin varlığını İngilizlere ihbar etmek için çabalayanlar da vardı.

Yunanlılar bu sırada Türk ordusu güçlenmeden taarruz etmeyi planlıyorlardı. Bu sefer çok esaslı bir hazırlık yapıldıktan sonra taarruz etme fikri üzerinde durdular. Yunan tarihinin en büyük ordusunu kuracaklarını söylediler. Generalde kesin zafer sözü verdi. Rum cephesinde ise Rumlar Pontus rüyalarını gerçekleştirmek istiyorlardı.

Bekir Sami Bey, dış işleri bakanlığından istifa etti, antlaşma kabul edilmedi. İngilizlerle yapılan sürgün ve esir değişimi sözleşmesi de eşitliğe aykırı olduğu gerekçesiyle tekrar görüşülecekti.İngilizler esirlerinin Ankara’dan bırakılmadığını öğrenince her zamanki gibi tehditlere başvurdu.

Askeri Polis Örgütü’nün yerine Tetkik Heyeti Amirlikleri kuruldu. Görevleri, İngiliz, Yunan vb. ajanların Anadolu’ya girmesini önlemekti. O sırada İstanbul’dan Anadolu’ya gidecek olan Nesrin İnebolu’da, İnebolu Tetkik Heyeti Amirliğine takıldı. Ankara’ya gideceğini öğrenen heyetten bir yetkili Nesrin’e Ankara’ya niçin ve nereye gittiğini sordu ve öğrendiği bilgiler ışığında sorgulamak için hemen gizli bir telgraf çekti. Tetkik heyetinin çok uyanık olması gerekiyordu, ama yetersizlikler vardı ve yetersizlikler felakete sebep olacaktı.

Yüzbaşı Vedat, Nesrin’in rahat yaşamını, zengin sözlüsünü, İstanbul’u bırakıp Ankara’ya gelmesine şaşırıyordu. Ankara’ya katıldığı için arası açılmış paşa eniştesinin Nesrin’e izin vermesini de anlamıyordu. Gelen telgrafa yeğenimdir cevabını verdi.

O sırada İngiliz yüksek komiseri Rumbold, müsteşar Rattigan’a Ankara hükümetinin esir değişimi sözleşmesini reddettiğini söyledi. Duruma şaşıran Rattigan: “29 İngiliz’e karşı 64 Türk’ü bırakıyoruz daha ne sitiyor Ankara” diyerek komisere tepkisini gösteriyordu. Rumbold da Ankara’nın Malta’daki tüm Türkleri istediğini vurguluyordu. Müsteşar, Malta’daki Türklerin Ermeni soykırımından sorumlu olduğunu söylediğinde ise komiser de tüm imkanlara rağmen bunu ispatlayamadıklarını, kanıtlarının olmadığını dile getirdi. Rattigan da Mustafa Kemal iradesine boyun eğmeyeceğini söyleyerek Londra’ya telgraf çekti.

Kafile halinde Ilgaz dağlarına tırmanırlarken Y. Kadri Nesrin’e Ankara’ya gitme sebebini sordu. Nesrin de bu vatanın yalnız erkeklerin olmadığını, payına düşeni yapacağını söyledi.

Londra’da, Ermeni kıyımıyla ilgili Amerika’dan Türklerin aleyhine bir kanıt isteme fikirleri konuşuluyordu. Dosyalarda Türklerin aleyhinde bir şey bulunmadığı sonucuna varılınca hukuki olarak Türk esirleri serbest bırakmak gerekiyordu. Buna yanaşmayan başbakan dünya kamuoyuna Türklerin İngiliz esirleri serbest bırakmadığını, bu doğrultuda kendilerinin de Türk esirleri serbest bırakmayacaklarını açıklama kararı aldı.

Diğer taraftan Malta’da yola çıkmaya hazırlanan 27’ler erteleme kararını öğrenince bir kez daha yıkıldılar. Böylece sürgünler ikiye bölündü, Ankara’nın ilkeli davranarak ya hep ya hiç demesini doğru bulanlar ve diğer kısmı da Malta’da kalacakları için İngiltere’ye ve Ankara’ya ateş püskürenler.

Trabzon’da bir Rum’a konuk olan Jean Amiel, Rum’un Pontus Devleti hayallerinden uzaklaştıklarını savaşı silahla kazanmalarının zorlaştığını, siyasallaşıp masada kazanmalarını anlatışını dinledi.

6 gece ve 7 günden sonra Ankara’ya ulaşıldı. Nesrin’in yoksul ve bakımsız görünen Ankara’yı görünce neşesi söndü. Karşılayanlar arasında dayısını görünce koşup sarıldı.

Bu sırada kağnı kolu da kışlaya yol aldı. Bekleyen subaylar az da olsa gelen araçları, mermileri görünce bayram ettiler. Tek bir fişeğe sevinecek kadar yoksul orduya karşın Yunan gençleri aynı saatte gemiye yeni üniformaları, botları, mataraları, çantalarıyla neşeyle biniyorlardı.

Y. Kadri, meclis 2. başkanı, Kızılay başkanı ve Ruşen Eşref Bey buluştular ve önce Y. Kadri yolculuğu anlattı sonra Ankara’nın durumundan Mustafa Kemal Paşa’nın istasyonda bir binada kaldığından, tek bir protokol elbisesiyle yabancı misafir ve elçi kabul ettiklerinden bahsettiler.

Yüzbaşı Vedat evine gelen Nesrin’e Ankara’ya geliş nedenini sordu. Nesrin’de çevresindekilerin umursamazlığından utandığını, kaçarak geldiğini anlattı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:18 pm

Kemal Paşa ile Fevzi Paşa yola çıktılar. Eskişehir’de kaldılar, sabah İsmet Paşa’yı da alarak Kütahya’ya Güney Cephesi karargahına geldiler. Mustafa Kemal Paşa Güney ve Batı Cepheleri’nin birleştirileceğini ve İsmet Paşa’nın Batı Cephesi komutanı olacağını söyledi. Daha sonra da Kütahya’dan ayrıldılar.

Ali Fuat Paşa görüşmek için Çiçerinle buluştu. İngilizlerden çekindikleri için yardımı durdurduklarını oysa 2 ay önce güney sınırlarını güven altına aldıklarını, boğazlar bizim olunca Akdeniz yollarının açık olacağını ve buna karşılık silah ve para yardımında bulunmayı taahhüt ettiklerini hatırlattı. Çiçerin yardımın kesilmediğini söyledi. Ali Fuat Paşa, uzlaşmazsak emperyalizm ikimizi de yutacak; İngiliz, Fransız ve Japonlar tarafından baskı altındasınız isterseniz silah sevkiyatını İngilizlerden gizli yapalım dedi. Çiçerin derinden sarsıldı, Ali Fuat haklıydı baskıdan yardım durmuştu ve Çiçerin konuşmayı teklif etti.

Belçika’nın İstanbul elçisi De Well, Türk gazetelerinde çıkan ilginç yazıları çevirir, haberleri izler, elde ettiği bilgileri birleştirip yorumlar, Brüksel’e düzenli rapor ederdi. Raporunda, Kemalist hareketin Ankara’dan Kafkasya, İran, Arabistan, Suriye ve Mısır’a Aksetmekle kalmadığını etki alanını Balkanlar, Rumeli ve Arnavutluk’a kadar genişlettiğini açıklıyordu. Ona göre bu büyük bir tehlikeydi ve Kemalist’lerin yenilmesi şarttı; ama yenilecek gibi görünmüyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa’yı iki yıldır tanımak isteyen Y. Kadri, nihayet kendisiyle öğle yemeği yiyecekti. Mustafa Kemal Çankaya’daki eve yeni taşınmıştı. Bu yemekten sonra Y. Kadri Çankaya’dan Mustafa Kemal hayranı olarak ayrılacak ve sonuna kadar da öyle kalacaktı.

Bazı bakanlar, Mareşal Wilson ve General Harington Başbakan Lloyd George’un başkanlığında bakanlıkta toplanmıştı. Başbakan Lloyd George’un başkanlığında bakanlıkta toplanmıştı. Lloyd George, Lord Curzon ve Churchill çok gergindiler. Savaş bakanlığı da, Genelkurmay Başkanlığı da General Harington’ın önerisini benimseyerek İstanbul’un ve Çanakkale Boğazı’nın boşaltılmasını destekliyorlardı. Lord Curzon Bunun İngiltere’nin prestijini zedeleyeceğini Sevr’i Ankara’ya kabul ettirene kadar boğazlardan çıkmayacaklarını söyledi. Sömürgeler bakanı Churchill de Curzon’a katıldı. İstanbul’u boşaltırlarsa Irak, Filistin ve Mısır’da durumun sarsılacağını, bu öneriyi şiddetle reddettiğini gerekirse takviyelerle dövüşeceklerini söyledi. Boğazlar onun en duyarlı noktasıydı. Lloyd George, görüş farklılıklarının keskin olduğu bu toplantıyı daha fazla sürdürmenin anlamı olmadığını, yeniden görüşeceklerini söyleyip toplantıyı bitirdi.

Yunanlılar dışında sadece bazı İngiliz siyasetçiler savaşı göze alıyordu. II. İnönü zaferi İtalyanların cesaretini kırmış, çekilmişler sadece ganimetten pay almak umuduyla İstanbul’da bekliyorlardı. Fransızlar da güney cephesinde aynı düşüncedeydiler. Fransız birlikler gittikçe eriyordu.

Yunan ve İngiliz savaş gemilerini izlemek amacıyla Karadeniz kıyısı boyunca gözetleme noktaları kurulmuştu. Biri ötekini gören tepelerde bulunan noktalar telefon ağı kuracak malzeme olmadığından renkli bayraklarla haberleşiyorlardı. Böylece limanı olan şehirler ve limandaki gemiler önceden uyarılıyordu. İnebolu’nun 100 km. doğusundaki gözcü sabah erkenden bir zırhlı ile bir torpidonun batıya seyrettiğini fark etti ve işaretleşme başladı. Haber, İnebolu’ya kadar ulaştı. Düşman gemilerinin geldiği öğrenilince hazırlıklar başladı. İki savaş gemisi İnebolu açıklarında durdu. Kayıkla yanaşmaya başlayan Yunan deniz subayı iskeleye geldi ve bir şey demeden kaymakama bir zarf uzattı ve geri döndü. Kaymakam zarfın içindeki yazıyı okudu: “Komutan bütün silah ve cephaneyi teslim etmemizi istiyor, iki saat mühlet vermiş. Cevabımızı almak için kayık yeniden gelecekmiş. Teslim etmezsek şehri bombalayacaklar”. Zafer Kemal öfkeyle: “Teslim edecek miyiz beyler!” diye sordu. Hepsi “hayır” cevabını verdi. Ortalık karıştı, evler boşaltıldı, hazırlıklar hızlandı, sahte toplar bile gemilerin yaklaşmasını önlemek için çıkarıldı. Süre dolunca kayık yaklaşmaya başladı. Kayığa ilk mermi gönderilerek cevap verilmiş oldu. Yunanlılar da ateş flaması çektiler ve bombardıman başladı. Şehir fazla hasar görmeden Yunanlılar gitmeye başladılar. Yunanlılar gidince zarar hesaplamaları başladı, kayıklardan çoğu kullanılamaz hale gelmişti. Tam zarar hesaplamaları devam ederken Yunanlılar geri döndü ve bombardıman tekrar başladı.

Tüm bunlar olurken kesilen Rus yardımının tekrar başladığı öğrenildi.

İnebolu’da, şehir boşaltıldığı için ölü yoktu, az sayıda yaralı vardı; ama şehir oldukça hasar görmüştü. Şehir kimseden yardım istemeden yaralarını sarmaya başladı.

Yunan başkanı Gunaris, parlamento kürsüsünde milletvekillerine kralın Anadolu’daki orduyla birlikte olacağını, İzmir’e hareket edeceğini açıkladı. İzmir de ise kralın geleceğini öğrenen Rumlar sevinç içinde hazırlıklar yapıyordu.

Karabekir Paşa savaşta kimsesiz kalan çocukları toplamış kolordu korumasına almıştı. Ders verdiği sırada Enver Paşa’yla ilgili bir şifre geldi. Enver Paşa’nın Bolşevik birlikle sınıra dayanma olasılığını öğrendi ve çok huzursuz oldu. Genel kurmay doğu cephesinde bir tehlike kalmadığı için iki tümenini de batıya yollamasını istemişti. İlk önlem olarak sadece bir tümenini yollamıştı.

12 Haziran 1921’de Kral Konstantin İzmir’e geldi ve törenlerle karşılandı. Türkler bu sırada evlerine çekilmişlerdi.

Franklin Bouillon Ankara’ya gelirken yol boyunca gördüğü kağnıcıların kadınlar olduğu görüp çok etkilenmişti. Övgü ve heyecanı Türk tarafına ümit verdi. Ankara’yı Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk temsil ediyordu. Fransa’yı ise Franklin Bouillon ve Albay Sarou. Görüşme neşeyle başladı. Bouillon, Fransız askerlerinin Karadeniz Ereğlisi’nden çekileceğini bildirmesi neşeyi arttırdı; fakat yeni anlaşma için Sevres Antlaşması’nın ve Bekir Sami Bey’in imzaladığı anlaşmanın temel alınmasını istemesi üzerine Mustafa Kemal, Sevres antlaşmasını kafalarından silmeyen hükümetlerle anlaşmalarının mümkün olmadığını, TBMM’nin milli yemine (Misak-ı Milli) aykırı bir antlaşmayı kabul etmeyeceğini söyledi. Bouillon da, Bekir Sami Bey’in böyle bir milli yeminden bahsetmediğini ilk defa duyduğunu söyledi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa anlaşma öncesi milli metni incelemesini, metnin özünün tam bağımsızlık olduğunu belirterek Fevzi Paşa’yla çıktı. Bouillon, Yusuf Kemal Bey’e: “Kapitülasyonları mı kaldıracaksınız? Azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı kollarınızı hayranlıkla izledim ama gerçekçi olun ve bizimle uzlaşmaya bakın” dedi.

Nesrin dayısında Halide Edip hanım’ın Eskişehir hastanesine gönüllü hastabakıcı olarak gideceğini öğrenince sağlık bakanlığına başvurdu. Daha sonra o da başvurusunun kabulüyle Eskişehir’e gidecekti.

Harington görüşme isteyen Mustafa Kemal’e İnebolu açıklarında Ajax zırhlısında kendisini dinlemeye hazır olacağını nazik bir mektupla dile getirdi. Karşı cevap da görüşme isteğinin Mustafa Kemal’den gelmediği, tam istiklal ilkesinin kabul edilmesi ve görüşmenin gemide değil de İnebolu’da, karada, olması şartlarıyla yapılabileceği gönderildi. Harington mektubu alınca böyle bir şartın asla kabul edilmeyeceği, Kemalistlerin aklını kaçırmış olduğu yorumunu yaptı. Rattigan da, artık İstanbul’u Müslüman Türklerden almanın gerekli olduğunu tarafsızlığı terk ederek Ankara’ya karşı tüm gücüyle Yunanistan’ı desteklemeleri gerektiğini düşündü. İngiltere dışişleri bakanlığı Mustafa Kemal’in mesajına cevap bile vermeyecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:19 pm

KÜTAHYA – ESKİŞEHİR SAVAŞI
10 TEMMUZ – 24 TEMMUZ 1921



10 Temmuz 1921 Pazar günü Yunanlılar Söğüt – Afyon arasındaki Türk cephesine doğru harekete geçti. Bir Yunan birliği 11.000 – 13.000 askerden oluşurken Türk birlikleri 5.000 askerdi. Bunun yanında da her türlü eksik…

11 Temmuz pazartesi küçük ve sınırlı çatışmalar başladı. Yunan ordusu yine Türk köylerini yakıyordu.

Bu arada mecliste Fevzi Paşa son durumu anlatıyordu. Savaşın birkaç gün sonra kesin safhaya gireceğini meclisteki çoğu sesin aksine Yunan mezalimine aynen karşılık verilmesi gerektiği düşüncelerine karşı çıktığını, Türklerin öfkesini düşmanın aksine masumlardan değil savaş meydanında çıkaracağını, düşmanın seviyesine inmeyeceklerini söyledi.

12 Temmuz’da Yunan ordusunun stratejik yayılması anlaşılmıştı. 13 Temmuz sabaha karşı 12. Yunan Tümeninden bir alay Afyon’a girdi. Rumlar Yunanlıları görünce kutlama yaptılar.

Yunanlılar kuzeyde oyalama savaşı yapıyordu, asıl sonuç yeri Türk cephesinin güney kanadıydı. 14 Temmuz’da savaş şiddetlendi. Türk ordusu eksikliklerin tamamlanması için zamanla yarışıyordu.

Mustafa Kemal Paşa ertesi gün Öğretmenler Kongresi’nde yapacağı konuşmayı hazırlarken Fikriye Hanım Salih Bozok’un kötü bir haberi kendisine söyleyemediğini belirtince Paşa Salih’i yanına çağırdı. Salih, 4. Tümen karargah kadrosunun felakete uğradığını birkaç yaralı subayın kurtulduğunu Yarbay Nazım’ın öldüğünü söyledi. Mustafa Kemal dondu kaldı, Salih de ağlamaya başladı.

Yunan birliklerinin amacı savaş ilerledikçe iyice belli oluyordu. Cepheyi yarıp Türk ordusunun arkasına düşerek bütün yolların toplandığı Eskişehir’e ulaşmak istiyorlardı. Bu durum ise Türk ordusunun sonu demekti.

Öğretmenler Kongresi’nde konuşan Mustafa Kemal Paşa bu savaş günlerinde bile dikkat ve özenli bir milli eğitim programı yapmaları gerektiğini vurguladı. Bu sırada Salih Omurtak’ın Paşa’ya Yumruçal-Nasuhçal arasının yarıldığını, düşmanın ordu içine sızdığını söylemesi gerekiyordu. Konuşmasının bitmesini bekleyecekti.

Yarma derinleşmiş, ordu tehlikedeydi. Kütahya bırakılıyordu. Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya geri çekilme konusunda görüşmek istediğini belirten bir telgraf yolladı.

Yunanlılar cephesinde sevinç çığlıkları vardı. Bu fırsatı kaçırmak istemiyorlar ve hemen harekete geçiyorlardı.



17 Temmuz’da Eskişehir’e gelen Mustafa Kemal Paşa’yı İsmet Paşa Karşıladı. Sakarya nehrinin gerisine orduyu çekerek zaman kazanmayı planladılar. İsmet Paşa, Mustafa Kemal’e dayanarak askerliğin gereğini yerine getirecek, Mustafa Kemal Paşa da İsmet Paşa’ya güvenerek meclisin ve kamuoyunun tepkisini göğüsleyecekti.

Mustafa Kemal’in savaş alanına yakın olması orduya güç veriyordu. 18 Temmuz sabahı dolgun bir Yunan alayı dağıtıldı ve geri çekildi. Buna rağmen sınırlı sayıdaki başarılar durumu kurtarmaya yetmiyor, genel bir başarı sağlanamıyordu. Kaçaklar durmadan artıyor, ordu eriyordu.

Eskişehir’de panik başladı. Şehir boşaltılıp Ankara’ya gidecekti. Bu haber meclise bomba gibi düştü. Enver Paşa’yı yardım için isteyenler bile oldu.

Bu sırada Moskova, Enver Paşa’yla birlikte Anadolu’ya sevk etmek üzere 130.000 kişilik bir kuvvet toplamaktaydı. Enver Paşa’yı, Mustafa Kemal’e karşı elinde bir koz olarak tutuyordu. Rattigan’a bu durumu özetleyen General Harington “Mustafa Kemal iki ateş arasında, batıda Yunan doğuda Sovyet Birlikleri” yorumunu yaptı.

Yunanlılar, Eskişehir’i işgal etti. Tğrk ordusu Seyitgazi’ye çekilmişti. Yunanlılar da durmuştu. İsmet Paşa bu durgunluktan yararlandı. Dokuz tümenle taarruz etmeye karar verdi. 21 Temmuz sabahı Eskişehir Savaşı başladı. Ümit verici taarruz sonra yavaşlayıp durakladı.

Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’nın Eskişehir Savaşı’nı kazanamadığını ve Sakarya’nın doğusuna çekilmek için izin istediği telgrafı aldı. Savaş durmuştu.Yunanlıların da soluğu kesilmişti. Türkleri takip etmek ürkütüyordu. Yunan Büyük Taarruzu’nun I. Evresi kesin bir sonuç vermeden sona erdi.

Yunan kamuoyu kesin bir zafer bekliyordu. Kutlamalar yapılıyor bunun yanında Türkler bitti yorumları dolaşıyordu. Yunanistan baştan başa zafer sarhoşuydu.

Öte yandan Türkler bocalıyordu. Ordunun toparlanacağına inanmayanlar da vardı azmini ve iyimserliğini kaybetmeyenler de.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:21 pm

SAKARYA SAVAŞINA HAZIRLIK


Çiçerinle Ali Fuat paşa görüşmesinde Çiçerin, Enver Paşa ve birliklerini yardım için düşünebileceklerini söyledi. Ali Fuat Paşa bu öneriyi reddetti. Enver Paşa’nın birlik toplama teklifini Moskova’nın reddedeceğini, çünkü bunun Moskova’yla Ankara arasındaki dostluk antlaşmasına aykırı düşeceğini belirtti.

Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’yla konuşmak için Polatlı’ya geldi. Kaçak sayısı ordu sayısının yarısına gelmişti ve kaçaklar yanlarında silahlarını da götürmüşlerdi. Mustafa Kemal İsyan etti.

Ordu zamanı iyi kullanıyor, toparlanıyordu; ama eksikler çok fazlaydı. Özellikle topların olmaması çok üzücüydü, çünkü savaş sonucunu özellikle toplar belirliyordu. Bunun yanında Fransız yardımı sonucu İnebolu’ya 3.000 sandık mermi yollandı.

Yunanlılar cephesinde ise Türklere zaman kazandırmadan hemen taarruza geçme düşüncesi vardı.Savaş sonucunu beğenmeyip Türkleri ellerinden kaçırdıklarını düşünüp bir an önce Sevr Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi gerekiyordu. Yunanlılar da hazırlıklarını yapıyorlardı.

Meclis toplantısında savaş analizi yapılıyordu. Eksiklikler, olumsuzluklar tartışılıyordu ve Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığı önerildi. Mustafa Kemal sessizce dinliyordu.

Enver Paşa’nın Çiçerin’le gizli bir görüşme sonrası Moskova’dan ayrıldığı haberleri duyuldu. Batum’a gidecekleri tahminleri yürütüldü.

Mustafa Kemal, iç gün süren meclis tartışmalarından sonra başkomutanlığı orduyla ilgili tüm yetkileri almak koşuluyla kabul etti. Bu haber orduyu diriltti, tüm yurda yayıldı. Başkomutan orduya ve millete, düşmanı anayurdun temiz kucağında boğacağı sözünü verdi. Bu çok büyük bir sözdü. Beyanname halkta büyük bir ümit kabarmasına yol açtı.

Mustafa Kemal, milli yükümlülük (Tekalif-i Milliye) emir taslakları hazırladı. İçinde 10 emir bulunuyordu. Amaç herkesten cephe oluşturmak, herkesi savaşa dahil etmekti. Bu emir taslağı Anadolu’yu uyandıracak herkes elinde avucunda ne varsa getirecekti. Bunun yanında milli mücadele karşıtları bu verginin yüksekliğinden şikayet ediyorlardı.

Yunan ordu karargahı da geç saatlere kadar çalışıyordu, ordu düzenlenmiş, örgütlenmişti.

Enver Paşa cephesinde ise ne meclisin önemi vardı ne de Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutan olmasının, harekete geçmenin zamanının geldiğini düşünüyordu.

Cephe komutanlığından izinsiz ve emirsiz geri çekilenin idam edileceği kararı dağıtıldı.

Yunanlılar için bozkır şartları çok olumsuz geçiyordu. Su bulmakta zorlanıyorlar, gece üşüyorlardı. Ekmek yollanan çuvalları üşümemek için kullanmaya başladılar ve bu ekmek sevkiyatının azalmasına neden olacaktı.

Yunanlıların güneye yönelmesi sevinç yarattı, çünkü bu durum zaman kazandıracaktı ve çocuklarını saklamadan askere yollayan millet sayesinde sayı artacaktı.

Mustafa Kemal Paşa tam ata binerken bir şeyden ürken at yüzünden yere düştü, sol böğrünü büyük bir taşa çarptı. Otomobillerle Polatlı’ya gelince Mustafa Kemal vagonuna çekildi. Yanındaki sağlık müdürü Paşa’nın iki kaburga kemiğinin kırıldığını birinin ciğerini tahriş ettiğini, röntgen çekilmesinin gerekliliğini belirtiyordu. Sadece Ankara hastanesinde röntgen olduğu için Ankara’ya gitmek zorundaydı. Mustafa Kemal’in yatması, dinlenmesi gerekiyordu; aksi halde ölebilirdi. Ama Paşa doktoru dinlemeyecekti.

Yunanlılar tarafında durum gittikçe kötüleşiyordu. Sıcaktan bunalmış, yüz derileri soyulmuş, dudakları yarılmış askerler kaynak göl görünce birbirlerini ezerek saldırıyorlardı. Sıcak, toz, susuzluk düzeni bozmuştu.

Düşmanın yolu uzatarak Türklere kazandırdığı zaman çok işe yaramıştı. Askerler çoğalıyordu. En önemli sorun keşif uçaklarının olmamasıydı.

Türkiye heyecan içinde Yunan ordusunun Ankara’ya yürüyüşünü izliyordu.

Bir Türk birliği beklenmedik bir anda Emirdağ’ı bastı. Fırınları ve tüm yiyecek stoklarını yaktı. Bu haber Türkleri şaşırtmak için yollarını uzatıp askerlerini yoran Yunan komutanını çok sinirlendirdi.

21 Ağustos günü Yunan ordusunun Türk hatlarına iyice yaklaşarak savaş düzeni alması gerekiyordu. Ama tümenler berbat haldeydiler. General Papulas tüm birliklerin olduğu yerde kalarak kendine çeki düzen vermesini istedi. Yunan ordusu dinlenirken Türk ordusu da güçleniyordu.

Anadolu kıyametin eşiğindeyken beş ittihatçı (Halil Paşa, Enver Paşa, Talat Muşkara, Talat Bey, Hafız Mehmet Bey) Türkiye’nin geleceğini konuşmak üzere toplanmıştı. Bir kısmı bir an önce harekete geçmeyi bir kısmı da savaşın bitmesini beklemeyi savunuyordu. Hepsinin tek amacı iktidarı ele geçirmekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:21 pm

SAKARYA SAVAŞI
23 Ağustos – 13 Eylül 1921


Türkler cephe boyunca Yunan birliklerinin hareketlerini izliyorlardı. Güneyde Yunanlılar Türk mevzilerini çok yoğun top ateşi altına aldılar. Toplar susup Yunanlılar ilerlemeye başlayınca da Türkler karşılık verdiler, ama her çeşit mermi idareli kullanılıyordu. İsabetli top atışları, tüfek ateşleri ilerleyen Yunanlıları durdurdu. Yunan cephesi şaşkındı. Böyle bir direniş, böyle bir ordu beklemiyorlardı.

Bir Yunan keşif uçağı binbaşıya Türklerin Yunan sağ kanadı karşısına büyük bir kuvvet yığdığını raporluyordu. Oysa büyük kuvvet dediği köylülerin savaş alanından kaçırdığı koyun ve sığır sürüleriydi.

Yunanlılar, Mangal Dağı’na saldırıya hazırlanıyorlardı, çünkü bu dağı düşürmeden Türk cephesinin yarılamayacağını düşünüyorlardı. Önce top atışları başladı, sonra da taarruza geçtiler. Türk savunması çok zorluk çekiyordu, hava şartları da bunda etkiliydi. Bunu fırsat bilen Yunanlılar, iki alaylarını da taarruza kaldırdılar. Düşman tufandan yararlanarak burunlarının dibine kadar sokulmuştu. Yunan askerleri savaşı bir an önce bitirip evlerine dönebilmek için çok hırslı ve kararlı dövüşüyorlardı.

Hava koşulları yüzünden haberleşme sağlanamıyordu ve Mangal Dağı, tümenin ve topların elden çıkacağından korkulduğu için cephe komutanlığından izin isteyemeden boşaltıldı. Ertesi gün bu durum başkomutan tarafından kınanacaktı. Şimdi Türbe Tepe çok önemliydi.

Üçüncü gün Türbe Tepe’ye Yunanlılar taarruz etti. Direniş başlarda çok iyiydi ama sayı üstünlüğü ve cephenin yarılması olasılığı Türbe Tepe’nin terk edilmesine yol açtı. İsmet Paşa, Türbe Tepe’nin geri alınmasını istiyordu. İki Yunan tümenine büyük kayıplar verdirerek tepe geri alındı.

Yunan baskısı artıyor, bazı yerlerde mevziler çöküyor ama hiçbir birlik dağılmıyor, kaçmıyor biraz geride yerleşip direnişe geçiyordu. Bu kesintisiz, yekpare direniş Yunanlıları şaşırtıp eritiyordu.

Türk tarafında ordunun tutunma olasılığı kadar cephenin yarılma olasılığı da vardı. Başkomutan, en kötü olasılığı düşünmek gerektiğini savunarak Ankara yönetiminin güvenliği için hükümet ve meclisin Kayseri’ye taşınmasını Refet Bele ve meclis II. Başkanı Adnan Adıvar’a gizli bir telgrafla bildirdi.

Yunan tarafında da hava gergindi. Alınan sonuca göre kayıp çok fazlaydı. Hiçbir şey elde edilmemişti. Erimemek için düşmanı bir an önce yenmeleri gerektiğini konuşarak taarruza devam kararı aldılar.

Başkomutan ateş hattına çok yakın yerlere kadar gelip durumu inceledi. Herkesin hatırını sordu., yaralıları ziyaret etti.

Ordunun direnişi sayesinde meclisin ve hükümetin Kayseri’ye taşınmasına gerek görülmedi.

Ordunun ayakta durmasının sebeplerinden en önemlisi Milli Mücadelenin kurulmasıyla aşama aşama genişleyen asker, kadın, kız, subay, çocuk, sakat ya da yaşlıların yönettiği araba, kağnı, deve ve eşek kollarından oluşan karınca ordusuydu.

28 Ağustos günü savaş yine erkenden ve olanca hızıyla başladı.

General Andreas, ordunun çıkmaza girdiğini düşünüyordu. Bir haftada sekiz bin kayıp vermiş, olumsuz arazide anca 20 km. ileri gidebilmiş, ikmal sistemi çökmüştü. Son bir hamleyle bu kötü gidişi belki durdurabileceği ümidiyle var gücüyle ara vermeden saldırıyordu.

Yunanlılar Dua Tepe ve Kartal Tepe’yi de ele geçirdiler.

Yunan havacılar Türklerin çekildiği haberini verince taarruza “Ankara’ya Doğru” adını vererek harekete geçtiler. Ama Türklerin çekilme gibi bir düşünceleri yoktu, yeni mevzilerinde Yunanlıları bekliyorlardı. Yunan taarruzu çok kuvvetliydi. Çaldağı yönü açıldı. Cephenin bütünlüğü ve güvenliği tehlikeye girmişti. Mustafa Kemal Paşa, Çaldağı ellerinden çıksa da çekilmeyeceklerini söylüyordu.

Çaldağı ele geçirilemiyordu. Yunan karargahında bunun yanı sıra Haymana Yolu açılmadığı için de sinirler gergindi. Tüm planlar altüst olmuştu. Yarın tekrar taarruz edeceklerini konuştular. Yunan ordusundaki yaralıları ziyaret eden General Papulas’a yaralılar, eve gitmek istediklerini, İngiliz petrolü için ölmek istemediklerini söylediler ve komutanlarını yuhalamaya başladılar.

İkinci Yunan tümeni Çaldağı’nı işgal etti. Korkulan olmuş Türk cephesi yarılmış, ikiye bölünmüştü.

Yunanlılar, Çaldağı’nı ele geçirince Türklerin çekileceğini düşünmüşler az ilerde yeni bir cephe kurduklarını görünce çok şaşırmışlardı. Ne yapacaklarını planlamaya başladılar. General Papulas çadırına kapanmış hükümete yollayacağı raporu hazırlıyordu. Amacı savaşı hemen kesip çekilmekti. Bunun için de hükümetin onayını ve iznini almak istiyordu.

4 Eylül Pazar sabahı, General Stratigos Papulas’ın raporuyla Eskişehir’e hareket etti. Oradan Bursa’ya geçecekti. Kral, savaş bakanı ve genelkurmay başkanı Bursa’ya gelmişlerdi. Büyük ümitlerle geldiği yoldan yenilgiyi haber vermek için geri dönüyordu. Yunan tarihinin en büyük, en donanımlı ordusu yoksul Türk ordusuna yenilmişti. Sevr antlaşması da kabul ettirilememişti.

Artık Yunan açısından taarruzun bir anlamı kalmamıştı. İsmet Paşa 5 Eylül günlü emrinde bundan sonra elden çıkacak her yerin kesinlikle geri alınmasını emretmekteydi. Bu emir savaşın yeni bir döneme girdiğini gösteriyordu. İki hafta süren kanlı savaşlardan sonra inisiyatif Yunan ordusundan Türk ordusuna kayıyordu.

6 Eylül günü Yunan ordusu tümüyle hareketsiz kaldı.

Malta’da da on altı esir kalmıştı. Bu durum kaçamayan esirler için kötü olmuştu, çünkü İngilizler kaçan esirlerin acısını kaçamayanlardan çıkarıyordu.

Yunanlılar yerlerinde duruyorlar ama bir yandan da yaralılarını, ağırlıklarını ve yardımcı birimlerini yavaş yavaş çekiyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanlığına taarruz etmek için ön hazırlık yapılmasını emretti.

Yunanlılar, yenilgiden kamuoyuna bahsetmek yerine savaşın bir bölümünü kazanıp Sakarya’ya çekileceklerini açıklamayı konuşuyorlardı.

General Papulas, hükümetin çekilme teklifine hala cevap yazmadığını görünce telgraf çekerek cevabın çabuklaştırılmasını istedi.Türklerin taarruza geçeceği de öğrenilmişti.

Başkomutan Dua Tepe’ye gitti. Cepheye gitmesi herkesi heyecanlandırmıştı.

Türk ordusu top ateşiyle başladı. Top ateşi kesildikten sonra da taarruza geçti. Bunu bilen Yunanlılar hazırlıklıydı, ama I. ve II. Kolorduların arasına bir Türk birliği girince telaşa kapılacaklar ve bu telaşla Türk süvarilerinin gerilerinden batıya doğru aktığını fark edemeyeceklerdi.

Taarruz dalgaları hiç durmadı ve Dua Tepe’de kısa sürede Türk sancağı parladı. Mangal Dağı da geri alındı. Yunanlıları iki uçtan kavramak üzereydiler.

Kesin sonuç için Türklerin Beylik Köprü’yü ele geçirmeleri şarttı.

Bu sırada Yunan II. Kolordusu yavaş yavaş ayrılmaya başladı, Türkler kolordunun ellerinden kaçtığını ertesi gün anlayacaktı.

Yunanlılar, çekilirken köyleri yağmalayıp yıkıyorlardı.

General Papulas ordunun Sakarya’nın batısına çekileceğini ama dikkatli olmayı çekilişin felakete dönüşmemesini söyledi.

Mustafa Kemal de aynı saatlerde tüm birliklerin düşman çekilişini anladığında çekilişi bozguna çevirmek için taarruza geçmesini emretti.

Kartaltepe’de geri alındı. Sadece iki tepe kalmıştı; Beştepeler ve Karadağ.

Artık Yunanlılar kaçıyor Türkler kovalıyordu.

Sakarya Savaşı, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı ve artık zafer coşkuları duyuluyordu

II. KİTAP

TÜRK BÜYÜK TAARRUZU


Zafer haberi Malta sürgünlerini havaya uçurmuştu.

Akşamki hava keşfi Yunan komuta kurulunu çok tedirgin etti. Sakarya’nın güneyinden dört - beş bin kişilik bir Türk süvari birliği geliyordu. Sakarya’nın batısında kalabilmeleri için yeni bir savaşı göze almak gerekiyordu, ama ordu yeni bir savaşı kaldıracak durumda değildi.

Lloyd George iç kabineyi topladı. Mareşal Wilson da katılmıştı. Lord Curzon, Türk – Yunan Savaşı’nın berabere bittiğini ileri sürmeyi önerdi. Wilson ve Churchill karşı çıktı. Sir L.W. Evans Malta’daki tüm Türklerin serbest bırakılmasını önerdi. Lloyd George, Mustafa Kemal Paşa’nın dediğine geldiklerini ilk ve son kez bu Türk’ün şartlarını kabul ettiğini söyledi.

TBMM’de Mustafa Kemal Paşa,Milli Mücadeleyi kısaca özetleyip Sakarya Savaşı’nı anlattı. Milli Mücadele’nin amacını Türk halkının varlığının, hürriyet ve istiklalinin tanınmasını istemekten ibaret olduğunu, İngiltere’nin bu isteği kabul etmediğini, Yunanistan’ın arkasına saklanarak Türkiye’yle savaşı sürdürdüğünü belirtiyordu.

Yunanlılar savaş bakanlığının batıya doğru her hareketi durdurma emrine rağmen çekiliyorlar, çekilirken de yakıp yıkıyor, taş üstünde taş bırakmıyorlardı.

Türk zaferi Afrika ve Asya’daki tüm mazlum ülkelerde sevince yol açmıştı.

İngiliz yönetimi de Yunanistan’ın kendisini İngiltere’nin ellerine bırakmasını, arabulucu olmasını kabul etmesini istedi. Yunanlılar bunu kabul etti. İngilizler, Yunan ordusunun barış görüşmesi bitene kadar Afyon – Eskişehir hattında kalmasını, boğazları bir Türk hareketinden korumak için arada bulunmasını istedi. Ne var ki bunun için ekonomik yardıma ihtiyaçları vardı, ama İngilizler bu durumu geçiştireceklerdi. Londra’da Yunan – İngiliz görüşmeleri sürerken Türk – Fransız görüşmeleri sonuçlanmış güney cephesi kapanarak Hatay dışındaki Türkiye – Suriye sınırı kesinleşmişti. Antlaşmayı öğrenen İngilizler kriz geçirdi. Galipler cephesi yarılmıştı.

Malta sürgünleri cephesinde sürgünler serbest bırakılmış ve İstanbul Meclisi’nde olanlar TBMM’ye katılmışlardı.

Lloyd George ve bazı bakanlarla toplanan Lord Curzon, bakanlığının hakça bir barış planı hazırladığını, Sevr’i yumuşatarak Yunan isteklerine de cevap verdikleri bu planın adil ve dengeli olduğunu söyledi. Ankara’nın Sevr’e dayalı bir barışı kabul etmeyeceğinden kuşkusu olanlara da Mustafa Kemal’in muhaliflerinin çoğaldığını, otoritesinin de çökmek üzere olduğunu söyledi. Ilımlıların bu antlaşmayı kabul edeceğini etmezlerse de zorla ettireceklerini, ellerinde her türlü zorlayıcı imkanın olduğunu söyledi.

Lord Curzon, Londra’da Y.Kemal Bey’le görüşecekti, ama bundan önce işbirlikçilerinden biri Ankara’nın gizli hükümet talimatını, gizli düşüncelerini Lord Curzon’a ulaştırdı. Y.Kemal Bey’le görüşmelerinde Y. Kemal, Misak-ı Milli kabul edilirse barış yapmaya hazır olduğunu söyledi. Lord Curzon da tam bağımsızlığı kabul etmediklerini belirtti. Eline geçen Ankara’ya ait gizli bilgilerden Ankara’nın mücadeleyi sonuna kadar götüremeyeceğini bildiği için Türklerin Yunanlıları yenmesi çekincesi hafiflemişti.

O sırada Hindistan genel valisi telgraf göndererek Hindistan’daki Müslümanların yatışması için İstanbul’un boşaltılmasını, İzmir ve Edirne’nin Türklere verilmesinin zorunlu olduğunu bildirdi. Bu telgraf basına sızınca İngiltere koalisyonu çatırdamaya ve İngiliz kamuoyu bazı şeyleri öğrenmeye başladı.

İngiliz, Fransız ve İtalyan dışişleri bakanları Türklere ve Yunanlılara üç ay süreli mütareke önerisinde bulunmuşlar ve ara vermeden barış şartlarını görüşmeye başlamışlardı.

Bu sırada Sadrazam Tevfik Paşa, İngiliz yüksek komiseri Rumbold’la gizli görüşmek istedi. Padişahın, kendileriyle hemen anlaşma yapmasını böylece İngiltere’ye, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın muhafızlığını vereceklerini söyledi. Rumbold şaşırdı. Lord Curzon’un barış planı bile bu kadar Türkler aleyhinde değildi. Tevfik Paşa, antlaşma imzalanana kadar gizli olmasını önerdi. Rumbold da bize güvenebilirsiz cevabını verdi.

Barış önerisi Yunanlılar ve Türklere sunuldu. Öneride; Edirne, Kırklareli, Gelibolu Yunanistan’a verilecek. Azınlıklar güvence altına alınacak. Doğu’da Ermeni Devleti kurulması Milletler Cemiyeti’ne havale edilecek. Boğazların Anadolu kıyıları silahsızlandırılacak. Türk ordusu ve jandarması 85.000 kişiyle sınırlandırılacak, gönüllü ve ücretli askerlerden oluşacaktı. Yunanlıların Anadolu’yu boşaltması bu şartların kabulüne bağlanıyordu.

Şartları inceleyen Gazi ve İsmet Paşa çok öfkelendiler. İsmet Paşa, şartları kabul etmenin mümkün olmadığını ama etmezlerse de savaş yanlısı bir millet olarak dünyaya görüneceklerini belirtti.

Rumbold daha sonra Vahidettin ile gizli bir görüşme yaptı. Nazik bir dille hükümetinin müttefiklerinden ayrı bir antlaşma yapmak istemediğini tasarısını kabul etmeyeceğini Vahidettin’e bildirdi.

Lord Curzon, Ankara’nın bir şartla mütareke ve barış şartlarını kabul ettiğini, tek şartlarının Yunan ordusunun mütarekeyle birlikte barış görüşmelerini beklemeden Anadolu’yu boşaltmaları olduğunu söyledi. Bu şarta çok sinirlendiler, ellerinde hiçbir kozun kalmayacağını, reddedeceklerini Ankara kabul etmezse de barış konusunu bir daha ele almayacaklarını ve Ankara’yı çökerteceklerini planladılar.

Türkler de bu sırada olumsuzluklar yüzünden bahar taarruzundan vazgeçtiler.

Başkomutanlık yasası düşmüştü. Muhaliflerce Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığının bitişi her yana duyuruldu. Oylama yapılacaktı. Neticede başkomutanlık yasasının uzatılması 11 ret, 15 çekimser oya karşı 177 oyla kabul edildi.

Yunan parlamentosu mütareke şartlarına ve hükümetin mütarekeyi kabul etmesine büyük tepki gösteriyordu. Halbuki barış şartlarını henüz bilmiyorlardı, özellikle de İzmir’in elden kaçtığını…

Batı cephesi, taarruz planı taslağını incelemek üzere genel kurmaya gönderdi. Fevzi Paşa planı çok beğendi ve “kurt kapanı” adını taktı.

Tüm bunlar olurken her bakımdan kötü olan İstanbul Hükümeti, tüm sorunları bir kenara bırakmış Müslüman kadınların din kurallarına uygun kıyafetler giymesini tartışıyorlardı.

Artık taarruz tarihi de belli olmuştu, Ağustos’ta yapılacaktı. Fakat kimsenin taarruz planından haberi yoktu, çünkü doğru bilgiler alınamıyordu. Ordunun savaştan bıkmış olduğu, iyileşemeyeceği düşünülüyordu.

Mustafa Kemal Paşa, Fethi Okyar’a ağustosta taarruz yapacaklarını önce Fransız, İngiliz ve İtalyan yetkililerle son kez konuşmasını Misak-ı Milliye uygun bir barış yapma olasılığı varsa kan dökmeden halletmelerini söyledi. Ümidinin olmadığını da ekleyerek en azından savaşın sorumluları tarihin önünde belli olur dedi.

Atina’da ise bambaşka bir hava esiyordu. Batı Anadolu’da İyonya Özerk Yönetimi’ni kurduklarını ilan ettiler ve diğer yandan da İstanbul’un işgalini planladılar. Bizans İmparatorluğu’nu diriltmeye hazırlanıyorlardı.

Türk yürüyüşü 14 Ağustos günü, yani geçen yıl Yunanlıların Sakarya’ya doğru yürüdüğü 14 Ağustos günü başlayacaktı.

Fethi Okyar da Paris’ten Londra’ya geçti. Dışişlerine başvurdu. Bakanla görüşmek üzere randevu talep etti ama günlerce bekleyecek, sürekli oyalanacak, atlatılacak, bakanla da başbakanla da görüşemeyecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:22 pm

II. BÖLÜM

AFYON GÜNEYİNE YÜRÜYÜŞ
14 AĞUSTOS – 25 AĞUSTOS 1922


Yunanlılar sonsuza kadar Anadolu’da kalacakları ümidiyle çeşitli hazırlıklara girişmişler. Yunan Milli Bankası’nın Anadolu’da şube açmasını uygun görmüşlerdi. İzmir’de de bir üniversite kurulması kararlaştırıldı. Türk ordusunun bu rüyalara son verecek olan sessiz yürüyüşü kesintisiz sürüyordu.

Başkomutan 25 Ağustos akşamı her türlü haberleşmenin kesileceğini, limanlara giriş çıkışın durdurulacağını, İstanbul – İzmit arasındaki demiryolu ulaşımının kesileceğini, işi bitirene kadar dünyanın Anadolu’dan haberinin olmayacağını açıkladı.

Türklerin taarruz yapmasından şüphelenen Trikupis, Yunanlılara bunu bildirince gülücüklerle karşılaştı. Türklerin taarruz etmesini olası görmüyorlardı. Daha sonra cephedeki kıpırdanmalar Trikupis’i daha da kuşkulandıracak ve takviye isteyecekti. Kolordu kurmayları Türklerin en fazla altı tümen toplayacaklarını hesap etmişti, oysa bu düşündüklerinin iki katı kadar toplanmışlardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:23 pm

III. BÖLÜM

BÜYÜK TAARRUZ
26 AĞUSTOS – 18 EYLÜL 1922


Kocatepe’de sisli, serin karanlık bir geceydi. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa da Kocatepe’deydi. Herkes başkomutanı Ankara’da sanarken o Kocatepe’de ordusunun başındaydı.

Önce bir tek top sesi duyuldu, sonra tüm toplar gürledi. Ardından batarya komutanları ateş diye bağırarak emir verdiler. Tahrip ateşi başladı. Ne Yunanlılar böyle yoğun dehşet verici ateş görmüştü ne de Türkler. Tahrip ateşinden sonra imha ateşi başladı. İmha ateşi de sona erince subay ve askerler açılan gediklerden mevzilere daldılar. Sabah 06.00 sularında Kalecik Sivrisi ve 10 dakika sonra da Tınaz Tepe ele geçirildi. 09.00’da da Belen Tepe ele geçirildi.

Hava hakimiyeti Türklerdeydi. Asıl taarruz bölgesinin neresi olduğunu keşfetmek isteyen Yunan uçakları Türk cephesine geçmeyi başaramıyordu. Oysa asıl taarruz yeri Afyon’un güneyiydi.

Bu arada Anadolu’nun dış dünyayla bağlantıyı kesmesi Mustafa Kemal Paşa’ya bir darbe yapıldığını düşündürüyordu. Ali Kemal Bey, kendisine ulaşan bu habere çok sevinecek ve hemen tüm dostlarına iletecekti.

Kocatepe’de öğle üzeri savaş dengelendi. Öğleden sonra ise hız azaldı. Yunanlılar bazı yerleri geri almaya başladılar.

Top atışlarıyla beraber Yunanlılar ağır kayıplar vererek kuzeye doğru kaçtılar. Yunanlılar harekete geçene kadar Türkler ezip geçmişlerdi.

Bu sırada Rattigan, General Harington’a Türklerin taarruz ettiği söylentilerinin olduğunu söyleyince Harington aslı olmadığını, keyfine bakmasını belirtti.

Yunanlılar daha fazla dayanamayarak Afyon’u boşaltıp Dumlupınar’a çekilmeye karar verdiler. Cephe yarıldı, meşhur Afyon müstahkem mevkii ancak 32 saat dayanabilmişti. Yunanlılar yine yakıp yıkarak çıktılar. Nihayet Yunan işgali ve zulmü sona ermişti. Yunanlılar Eğret2E çekilmeye karar verdiler. İzmir yolunu sağlamca örtecekler yarılan cepheyi burada toplayacaklardı.

27 Ağustos gecesi pek az çatışma oldu. İki taraf da birliklerini dinlendirdiler.

Dumlupınar çok iyi bir savunma merkeziydi. Yunan kuvvetleri esir ve kayıplar vererek çekilerek Dumlupınar’a yerleşti. Ciddi bir savunma cephesi kuruldu. Ama bu da Türklere direnmek için yeterli olmadı. Dumlupınar’ı da bırakıp geri çekildiler. Cephaneleri az, iki gündür de açtılar. Türkler çok sert taarruz ediyorlardı.

Emperyalistlerin donattığı ve yönlendirdiği Yunan ordusu ezilmişti. Türkiye için yepyeni bir dönem başlıyordu.

İsmet Paşa başkomutana: “Düşmanın alabileceği her türlü önlemi felce uğratacak şekilde ve hızla orduyu hiç durdurmadan İzmir’e yürütmeyi düşünüyorum.” dedi.

Yunan hükümeti kötü durumu tartışıyordu. Şehirlerin bir bir elden çıktığını, Türklerin İzmir’e aktığını, hemen mütareke yaparlarsa en azından İzmir’i kurtaracaklarını düşünüyorlardı. Yine İngilizleri aracı olarak önerdiler. Bu durumu öğrenen İngilizler şaşkınlığa uğradılar. En çok kızan, üzülen, şaşıran Lloyd George olacaktı. Yunanlıların bu mütareke isteğine Ankara hiç cevap vermeyecekti

Bu zafer sadece İngilizleri değil Padişahı ve İstanbul Hükümeti’ni de çok sarsmıştı. Bu zaferin Türkiye’de yepyeni bir dönem açacağı belliydi.
Trikupis – Digenis grubunun dağ şartlarına ve açlığa dayanacak gücü kalmamıştı, askerlerin de tümü teslim olmak istiyordu. Trikupis dirense de en sonunda teslim oldular. Esirler, komutanlardan sonra başkomutanın huzuruna çıkarıldı.

O sırada Yunanlılar savaştan kaçıyor, Türkler kovalıyordu. Bir Türk telsizi Yunan telsizine sürekli şu mesajı yollamaya başladı: “Yunanlılar, tarihinizden utanın. Kaçmayın da savaşalım!”

İstanbul’da işgal kuvvetleri komutanları toplantı halindeydi. General Charpy, süvarilerin yarın İzmir’e gireceğini söyledi. On dört günde 250.000 kişilik orduyu hemen hemen yok edip 400 km. yol almak olağanüstü bir şey dedi. Harington içini çekti. “Tarihin en büyük çöküntülerinden biri, bu ordu Çanakkale sınırına dayanırsa ne yapacağız” dedi.

Türkiye bayram yerine dönmüştü. Tüm İslam ülkelerinde ve sömürgelerde Türk zaferi kutlanıyordu.

İzmir’de durum korkunçtu. Askerler, askeri yönetim işbirlikçi Türkler, Rumlar hepsi İzmir’i terk etmişti.

Süvari Kolordusu 9 Eylül cumartesi iki kol halinde marşlar söyleyerek İzmir’e girdi. Ne sıkıyönetim ilan edildi ne sokağa çıkma yasağı. Süvariler şehri denetim altına almışlardı.

Mustafa Kemal Paşa, İzmirlilerin armağanı olan çiçeklerle süslü otomobille Karşıyaka’ya hareket etti. Karşıyakalılar, Paşa için hazırladıkları evin önüne, kralın Türk bayrağı çiğneyerek girdiği evin önüne, Paşa’nın çiğneyerek girmesi için Yunan bayrağı bırakmışlardı. Paşa bunu kabul etmedi, bayrağı da kaldırttı.

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale’ye yürüyeceklerini ama savaş için değil müttefikleri özellikle İngilizleri istedikleri gibi bir mütarekeye zorlayacaklarını İngiltere savaşı göze almışsa da ilk ateşi onların açacağını söyledi.

İngilizler ise bu durumu öğrendiklerinde, bir Türk birliği tarafsız bölge sınırını aştığında silahla karşılaşacağı kararını aldılar.

Çanakkale’de Türk birlikleri sessizce çoğalarak tarafsız bölgeyi üç yandan sardılar. General Marden bu durumu şöyle tanımlıyordu: “Bizi barışçı bir hava içinde kuşatıp boğacaklar.

İngiltere ve Türkler arasındaki gerginlik dünya gazetelerine sıçramış yeni bir savaş olasılığı İngiltere kabinesinden başka herkesi germişti. Fransa ve İtalya, Çanakkale’den askerlerini çektiler. İngilizler yalnız kaldı.

Lord Curzon’un uğradığı muamele ve Fransa’nın Çanakkale Savaşı’nda İngiltere’yi desteklememesi, Türklerin kararlılığı Lloyd George’un bütün ümidini kırdı. “Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir, şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi yüzyılımızda, Türk milleti yetiştirdi. Mustafa Kemal Paşa’ya yenildik.” dedi. Lloyd George’un bu durumu kabullenmesi mütareke görüşmelerine başlama yolunu açtı. Bunun üzerine Franklin Boullon, İzmir’e geldi. Mütareke imzalanınca Yunanlıları, Türklerin istekleri uyarınca Edirne ve Trakya’yı boşaltacağını ve mütarekenin nerede yapılmasını uygun bulduklarını sordu. Mustafa Kemal Paşa da Mudanya cevabını verdi.

Mudanya görüşmelerini İsmet Paşa yürüttü. Antlaşma imzalandı, savaş sona erdi. Daha sonra barış görüşmeleri için Lozan’a davet edileceklerdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yusuf
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 09/12/07

MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   Cuma Ara. 21, 2007 2:24 pm

SONUÇ
19 EYLÜL – 27 EKİM 1922
NELER OLDU?


Doğu Trakya yeniden vatana katıldı,
Saltanat kaldırıldı,
Abdülmecit halife oldu,
Lozan Konferans’ı açıldı,
İşgal kuvvetleri İstanbul’dan ayrıldı,
Ankara başkent oldu,
Cumhuriyet ilan edildi,
Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçildi,
Cumhuriyet’in ilk başbakanı İsmet İnönü oldu,
Fevzi Çakmak uzun yıllar Türk ordusunun başında kaldı,
Halifelik ve din işleri başkanlığı kaldırıldı,
Eğitim birleştirildi,
Diyanet işleri başkanlığı kuruldu,
Kazım Özalp TBMM başkanı oldu,
Padişah Vahidettin İngilizlere sığındı,
Tevfik Paşa istifa etti,
Ali Kemal İzmit’te linç edildi,
Lloyd George’un bakanlık ve başbakanlık umutları söndü,
Lord George, başbakanlıktan istifade etti bir daha da iktidara gelemedi,
General Harington, orgeneralliğe yükseldi ama mareşal yapamadı,
General Papulas, hükümet darbesi girişimine katıldığı için kurşuna diğzildi.

Milli Mücadeleye karşı çıkanların büyük bölümü Cumhuriyet’i benimsemiş Osmanlı’nın külünden tam bağımsız yeni bir devlet çıkaran Atatürk’e saygı ve minnet duymuşlardır. Tam tersini düşünenler ise Cumhuriyet’e karşı cepheler, çeteler kurdular, gazeteler çıkarıp yalan ve iftira dolu kitaplar yayınladılar. Cumhuriyet’i yıkabilmenin ön şartının Atatürk sevgisini saygısını yok etmek, Milli Mücadeleyi küçültmek olduğunu düşündüler.

Bugün Türk gençliği biri diğerine benzemeyen iki tarihe inanıyor. Biri bu romanın esas aldığı doğru, dürüst, gurur veren gerçek tarih;öteki Cumhuriyet’i yıkmak için çabalayanların uydurdukları yalan dolanlarla dolu sahte tarih…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ŞU ÇILGIN TÜRKLER (ozet)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Şadıllı Köyü Forum :: Şadıllı Köyü :: Diğer Konular :: Eğitim ve Öğretim-
Buraya geçin: