SAKARYA SAVAŞI
23 Ağustos – 13 Eylül 1921
Türkler cephe boyunca Yunan birliklerinin hareketlerini izliyorlardı. Güneyde Yunanlılar Türk mevzilerini çok yoğun top ateşi altına aldılar. Toplar susup Yunanlılar ilerlemeye başlayınca da Türkler karşılık verdiler, ama her çeşit mermi idareli kullanılıyordu. İsabetli top atışları, tüfek ateşleri ilerleyen Yunanlıları durdurdu. Yunan cephesi şaşkındı. Böyle bir direniş, böyle bir ordu beklemiyorlardı.
Bir Yunan keşif uçağı binbaşıya Türklerin Yunan sağ kanadı karşısına büyük bir kuvvet yığdığını raporluyordu. Oysa büyük kuvvet dediği köylülerin savaş alanından kaçırdığı koyun ve sığır sürüleriydi.
Yunanlılar, Mangal Dağı’na saldırıya hazırlanıyorlardı, çünkü bu dağı düşürmeden Türk cephesinin yarılamayacağını düşünüyorlardı. Önce top atışları başladı, sonra da taarruza geçtiler. Türk savunması çok zorluk çekiyordu, hava şartları da bunda etkiliydi. Bunu fırsat bilen Yunanlılar, iki alaylarını da taarruza kaldırdılar. Düşman tufandan yararlanarak burunlarının dibine kadar sokulmuştu. Yunan askerleri savaşı bir an önce bitirip evlerine dönebilmek için çok hırslı ve kararlı dövüşüyorlardı.
Hava koşulları yüzünden haberleşme sağlanamıyordu ve Mangal Dağı, tümenin ve topların elden çıkacağından korkulduğu için cephe komutanlığından izin isteyemeden boşaltıldı. Ertesi gün bu durum başkomutan tarafından kınanacaktı. Şimdi Türbe Tepe çok önemliydi.
Üçüncü gün Türbe Tepe’ye Yunanlılar taarruz etti. Direniş başlarda çok iyiydi ama sayı üstünlüğü ve cephenin yarılması olasılığı Türbe Tepe’nin terk edilmesine yol açtı. İsmet Paşa, Türbe Tepe’nin geri alınmasını istiyordu. İki Yunan tümenine büyük kayıplar verdirerek tepe geri alındı.
Yunan baskısı artıyor, bazı yerlerde mevziler çöküyor ama hiçbir birlik dağılmıyor, kaçmıyor biraz geride yerleşip direnişe geçiyordu. Bu kesintisiz, yekpare direniş Yunanlıları şaşırtıp eritiyordu.
Türk tarafında ordunun tutunma olasılığı kadar cephenin yarılma olasılığı da vardı. Başkomutan, en kötü olasılığı düşünmek gerektiğini savunarak Ankara yönetiminin güvenliği için hükümet ve meclisin Kayseri’ye taşınmasını Refet Bele ve meclis II. Başkanı Adnan Adıvar’a gizli bir telgrafla bildirdi.
Yunan tarafında da hava gergindi. Alınan sonuca göre kayıp çok fazlaydı. Hiçbir şey elde edilmemişti. Erimemek için düşmanı bir an önce yenmeleri gerektiğini konuşarak taarruza devam kararı aldılar.
Başkomutan ateş hattına çok yakın yerlere kadar gelip durumu inceledi. Herkesin hatırını sordu., yaralıları ziyaret etti.
Ordunun direnişi sayesinde meclisin ve hükümetin Kayseri’ye taşınmasına gerek görülmedi.
Ordunun ayakta durmasının sebeplerinden en önemlisi Milli Mücadelenin kurulmasıyla aşama aşama genişleyen asker, kadın, kız, subay, çocuk, sakat ya da yaşlıların yönettiği araba, kağnı, deve ve eşek kollarından oluşan karınca ordusuydu.
28 Ağustos günü savaş yine erkenden ve olanca hızıyla başladı.
General Andreas, ordunun çıkmaza girdiğini düşünüyordu. Bir haftada sekiz bin kayıp vermiş, olumsuz arazide anca 20 km. ileri gidebilmiş, ikmal sistemi çökmüştü. Son bir hamleyle bu kötü gidişi belki durdurabileceği ümidiyle var gücüyle ara vermeden saldırıyordu.
Yunanlılar Dua Tepe ve Kartal Tepe’yi de ele geçirdiler.
Yunan havacılar Türklerin çekildiği haberini verince taarruza “Ankara’ya Doğru” adını vererek harekete geçtiler. Ama Türklerin çekilme gibi bir düşünceleri yoktu, yeni mevzilerinde Yunanlıları bekliyorlardı. Yunan taarruzu çok kuvvetliydi. Çaldağı yönü açıldı. Cephenin bütünlüğü ve güvenliği tehlikeye girmişti. Mustafa Kemal Paşa, Çaldağı ellerinden çıksa da çekilmeyeceklerini söylüyordu.
Çaldağı ele geçirilemiyordu. Yunan karargahında bunun yanı sıra Haymana Yolu açılmadığı için de sinirler gergindi. Tüm planlar altüst olmuştu. Yarın tekrar taarruz edeceklerini konuştular. Yunan ordusundaki yaralıları ziyaret eden General Papulas’a yaralılar, eve gitmek istediklerini, İngiliz petrolü için ölmek istemediklerini söylediler ve komutanlarını yuhalamaya başladılar.
İkinci Yunan tümeni Çaldağı’nı işgal etti. Korkulan olmuş Türk cephesi yarılmış, ikiye bölünmüştü.
Yunanlılar, Çaldağı’nı ele geçirince Türklerin çekileceğini düşünmüşler az ilerde yeni bir cephe kurduklarını görünce çok şaşırmışlardı. Ne yapacaklarını planlamaya başladılar. General Papulas çadırına kapanmış hükümete yollayacağı raporu hazırlıyordu. Amacı savaşı hemen kesip çekilmekti. Bunun için de hükümetin onayını ve iznini almak istiyordu.
4 Eylül Pazar sabahı, General Stratigos Papulas’ın raporuyla Eskişehir’e hareket etti. Oradan Bursa’ya geçecekti. Kral, savaş bakanı ve genelkurmay başkanı Bursa’ya gelmişlerdi. Büyük ümitlerle geldiği yoldan yenilgiyi haber vermek için geri dönüyordu. Yunan tarihinin en büyük, en donanımlı ordusu yoksul Türk ordusuna yenilmişti. Sevr antlaşması da kabul ettirilememişti.
Artık Yunan açısından taarruzun bir anlamı kalmamıştı. İsmet Paşa 5 Eylül günlü emrinde bundan sonra elden çıkacak her yerin kesinlikle geri alınmasını emretmekteydi. Bu emir savaşın yeni bir döneme girdiğini gösteriyordu. İki hafta süren kanlı savaşlardan sonra inisiyatif Yunan ordusundan Türk ordusuna kayıyordu.
6 Eylül günü Yunan ordusu tümüyle hareketsiz kaldı.
Malta’da da on altı esir kalmıştı. Bu durum kaçamayan esirler için kötü olmuştu, çünkü İngilizler kaçan esirlerin acısını kaçamayanlardan çıkarıyordu.
Yunanlılar yerlerinde duruyorlar ama bir yandan da yaralılarını, ağırlıklarını ve yardımcı birimlerini yavaş yavaş çekiyorlardı.
Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanlığına taarruz etmek için ön hazırlık yapılmasını emretti.
Yunanlılar, yenilgiden kamuoyuna bahsetmek yerine savaşın bir bölümünü kazanıp Sakarya’ya çekileceklerini açıklamayı konuşuyorlardı.
General Papulas, hükümetin çekilme teklifine hala cevap yazmadığını görünce telgraf çekerek cevabın çabuklaştırılmasını istedi.Türklerin taarruza geçeceği de öğrenilmişti.
Başkomutan Dua Tepe’ye gitti. Cepheye gitmesi herkesi heyecanlandırmıştı.
Türk ordusu top ateşiyle başladı. Top ateşi kesildikten sonra da taarruza geçti. Bunu bilen Yunanlılar hazırlıklıydı, ama I. ve II. Kolorduların arasına bir Türk birliği girince telaşa kapılacaklar ve bu telaşla Türk süvarilerinin gerilerinden batıya doğru aktığını fark edemeyeceklerdi.
Taarruz dalgaları hiç durmadı ve Dua Tepe’de kısa sürede Türk sancağı parladı. Mangal Dağı da geri alındı. Yunanlıları iki uçtan kavramak üzereydiler.
Kesin sonuç için Türklerin Beylik Köprü’yü ele geçirmeleri şarttı.
Bu sırada Yunan II. Kolordusu yavaş yavaş ayrılmaya başladı, Türkler kolordunun ellerinden kaçtığını ertesi gün anlayacaktı.
Yunanlılar, çekilirken köyleri yağmalayıp yıkıyorlardı.
General Papulas ordunun Sakarya’nın batısına çekileceğini ama dikkatli olmayı çekilişin felakete dönüşmemesini söyledi.
Mustafa Kemal de aynı saatlerde tüm birliklerin düşman çekilişini anladığında çekilişi bozguna çevirmek için taarruza geçmesini emretti.
Kartaltepe’de geri alındı. Sadece iki tepe kalmıştı; Beştepeler ve Karadağ.
Artık Yunanlılar kaçıyor Türkler kovalıyordu.
Sakarya Savaşı, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı ve artık zafer coşkuları duyuluyordu
II. KİTAP
TÜRK BÜYÜK TAARRUZU
Zafer haberi Malta sürgünlerini havaya uçurmuştu.
Akşamki hava keşfi Yunan komuta kurulunu çok tedirgin etti. Sakarya’nın güneyinden dört - beş bin kişilik bir Türk süvari birliği geliyordu. Sakarya’nın batısında kalabilmeleri için yeni bir savaşı göze almak gerekiyordu, ama ordu yeni bir savaşı kaldıracak durumda değildi.
Lloyd George iç kabineyi topladı. Mareşal Wilson da katılmıştı. Lord Curzon, Türk – Yunan Savaşı’nın berabere bittiğini ileri sürmeyi önerdi. Wilson ve Churchill karşı çıktı. Sir L.W. Evans Malta’daki tüm Türklerin serbest bırakılmasını önerdi. Lloyd George, Mustafa Kemal Paşa’nın dediğine geldiklerini ilk ve son kez bu Türk’ün şartlarını kabul ettiğini söyledi.
TBMM’de Mustafa Kemal Paşa,Milli Mücadeleyi kısaca özetleyip Sakarya Savaşı’nı anlattı. Milli Mücadele’nin amacını Türk halkının varlığının, hürriyet ve istiklalinin tanınmasını istemekten ibaret olduğunu, İngiltere’nin bu isteği kabul etmediğini, Yunanistan’ın arkasına saklanarak Türkiye’yle savaşı sürdürdüğünü belirtiyordu.
Yunanlılar savaş bakanlığının batıya doğru her hareketi durdurma emrine rağmen çekiliyorlar, çekilirken de yakıp yıkıyor, taş üstünde taş bırakmıyorlardı.
Türk zaferi Afrika ve Asya’daki tüm mazlum ülkelerde sevince yol açmıştı.
İngiliz yönetimi de Yunanistan’ın kendisini İngiltere’nin ellerine bırakmasını, arabulucu olmasını kabul etmesini istedi. Yunanlılar bunu kabul etti. İngilizler, Yunan ordusunun barış görüşmesi bitene kadar Afyon – Eskişehir hattında kalmasını, boğazları bir Türk hareketinden korumak için arada bulunmasını istedi. Ne var ki bunun için ekonomik yardıma ihtiyaçları vardı, ama İngilizler bu durumu geçiştireceklerdi. Londra’da Yunan – İngiliz görüşmeleri sürerken Türk – Fransız görüşmeleri sonuçlanmış güney cephesi kapanarak Hatay dışındaki Türkiye – Suriye sınırı kesinleşmişti. Antlaşmayı öğrenen İngilizler kriz geçirdi. Galipler cephesi yarılmıştı.
Malta sürgünleri cephesinde sürgünler serbest bırakılmış ve İstanbul Meclisi’nde olanlar TBMM’ye katılmışlardı.
Lloyd George ve bazı bakanlarla toplanan Lord Curzon, bakanlığının hakça bir barış planı hazırladığını, Sevr’i yumuşatarak Yunan isteklerine de cevap verdikleri bu planın adil ve dengeli olduğunu söyledi. Ankara’nın Sevr’e dayalı bir barışı kabul etmeyeceğinden kuşkusu olanlara da Mustafa Kemal’in muhaliflerinin çoğaldığını, otoritesinin de çökmek üzere olduğunu söyledi. Ilımlıların bu antlaşmayı kabul edeceğini etmezlerse de zorla ettireceklerini, ellerinde her türlü zorlayıcı imkanın olduğunu söyledi.
Lord Curzon, Londra’da Y.Kemal Bey’le görüşecekti, ama bundan önce işbirlikçilerinden biri Ankara’nın gizli hükümet talimatını, gizli düşüncelerini Lord Curzon’a ulaştırdı. Y.Kemal Bey’le görüşmelerinde Y. Kemal, Misak-ı Milli kabul edilirse barış yapmaya hazır olduğunu söyledi. Lord Curzon da tam bağımsızlığı kabul etmediklerini belirtti. Eline geçen Ankara’ya ait gizli bilgilerden Ankara’nın mücadeleyi sonuna kadar götüremeyeceğini bildiği için Türklerin Yunanlıları yenmesi çekincesi hafiflemişti.
O sırada Hindistan genel valisi telgraf göndererek Hindistan’daki Müslümanların yatışması için İstanbul’un boşaltılmasını, İzmir ve Edirne’nin Türklere verilmesinin zorunlu olduğunu bildirdi. Bu telgraf basına sızınca İngiltere koalisyonu çatırdamaya ve İngiliz kamuoyu bazı şeyleri öğrenmeye başladı.
İngiliz, Fransız ve İtalyan dışişleri bakanları Türklere ve Yunanlılara üç ay süreli mütareke önerisinde bulunmuşlar ve ara vermeden barış şartlarını görüşmeye başlamışlardı.
Bu sırada Sadrazam Tevfik Paşa, İngiliz yüksek komiseri Rumbold’la gizli görüşmek istedi. Padişahın, kendileriyle hemen anlaşma yapmasını böylece İngiltere’ye, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın muhafızlığını vereceklerini söyledi. Rumbold şaşırdı. Lord Curzon’un barış planı bile bu kadar Türkler aleyhinde değildi. Tevfik Paşa, antlaşma imzalanana kadar gizli olmasını önerdi. Rumbold da bize güvenebilirsiz cevabını verdi.
Barış önerisi Yunanlılar ve Türklere sunuldu. Öneride; Edirne, Kırklareli, Gelibolu Yunanistan’a verilecek. Azınlıklar güvence altına alınacak. Doğu’da Ermeni Devleti kurulması Milletler Cemiyeti’ne havale edilecek. Boğazların Anadolu kıyıları silahsızlandırılacak. Türk ordusu ve jandarması 85.000 kişiyle sınırlandırılacak, gönüllü ve ücretli askerlerden oluşacaktı. Yunanlıların Anadolu’yu boşaltması bu şartların kabulüne bağlanıyordu.
Şartları inceleyen Gazi ve İsmet Paşa çok öfkelendiler. İsmet Paşa, şartları kabul etmenin mümkün olmadığını ama etmezlerse de savaş yanlısı bir millet olarak dünyaya görüneceklerini belirtti.
Rumbold daha sonra Vahidettin ile gizli bir görüşme yaptı. Nazik bir dille hükümetinin müttefiklerinden ayrı bir antlaşma yapmak istemediğini tasarısını kabul etmeyeceğini Vahidettin’e bildirdi.
Lord Curzon, Ankara’nın bir şartla mütareke ve barış şartlarını kabul ettiğini, tek şartlarının Yunan ordusunun mütarekeyle birlikte barış görüşmelerini beklemeden Anadolu’yu boşaltmaları olduğunu söyledi. Bu şarta çok sinirlendiler, ellerinde hiçbir kozun kalmayacağını, reddedeceklerini Ankara kabul etmezse de barış konusunu bir daha ele almayacaklarını ve Ankara’yı çökerteceklerini planladılar.
Türkler de bu sırada olumsuzluklar yüzünden bahar taarruzundan vazgeçtiler.
Başkomutanlık yasası düşmüştü. Muhaliflerce Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığının bitişi her yana duyuruldu. Oylama yapılacaktı. Neticede başkomutanlık yasasının uzatılması 11 ret, 15 çekimser oya karşı 177 oyla kabul edildi.
Yunan parlamentosu mütareke şartlarına ve hükümetin mütarekeyi kabul etmesine büyük tepki gösteriyordu. Halbuki barış şartlarını henüz bilmiyorlardı, özellikle de İzmir’in elden kaçtığını…
Batı cephesi, taarruz planı taslağını incelemek üzere genel kurmaya gönderdi. Fevzi Paşa planı çok beğendi ve “kurt kapanı” adını taktı.
Tüm bunlar olurken her bakımdan kötü olan İstanbul Hükümeti, tüm sorunları bir kenara bırakmış Müslüman kadınların din kurallarına uygun kıyafetler giymesini tartışıyorlardı.
Artık taarruz tarihi de belli olmuştu, Ağustos’ta yapılacaktı. Fakat kimsenin taarruz planından haberi yoktu, çünkü doğru bilgiler alınamıyordu. Ordunun savaştan bıkmış olduğu, iyileşemeyeceği düşünülüyordu.
Mustafa Kemal Paşa, Fethi Okyar’a ağustosta taarruz yapacaklarını önce Fransız, İngiliz ve İtalyan yetkililerle son kez konuşmasını Misak-ı Milliye uygun bir barış yapma olasılığı varsa kan dökmeden halletmelerini söyledi. Ümidinin olmadığını da ekleyerek en azından savaşın sorumluları tarihin önünde belli olur dedi.
Atina’da ise bambaşka bir hava esiyordu. Batı Anadolu’da İyonya Özerk Yönetimi’ni kurduklarını ilan ettiler ve diğer yandan da İstanbul’un işgalini planladılar. Bizans İmparatorluğu’nu diriltmeye hazırlanıyorlardı.
Türk yürüyüşü 14 Ağustos günü, yani geçen yıl Yunanlıların Sakarya’ya doğru yürüdüğü 14 Ağustos günü başlayacaktı.
Fethi Okyar da Paris’ten Londra’ya geçti. Dışişlerine başvurdu. Bakanla görüşmek üzere randevu talep etti ama günlerce bekleyecek, sürekli oyalanacak, atlatılacak, bakanla da başbakanla da görüşemeyecekti.